GÜNDEM

Devletin Tutanağı mı, Belediyenin Açıklaması mı? Akçakale’de Kim Doğru Söylüyor?

Akçakale Belediye Başkanı Abdülhakim Ayhan hakkında kamuoyuna yansıyan iddialar, sıradan bir siyasi polemiğin çok ötesine geçmiş durumda. Çünkü tartışılan konu, bir belediye başkanının yaptığı açıklamadan ibaret değildir. Tartışılan konu, kamuoyuna yansıyan ve Akçakale Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğüne ait olduğu öne sürülen bilgi notu ile belediyenin yaptığı açıklama arasındaki çelişkidir.

Urfalılar bir başka sözü de sıkça kullanır: “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz; ama dumanın nereden çıktığını da hukuk belirler.” İşte tam da bu noktada kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesi doğru değildir. Ancak ortada cevap bekleyen ciddi sorular varken bunları “algı” diyerek geçiştirmek de kamu vicdanını tatmin etmez.

Belediye, olayın insani gerekçelerle yaşandığını söylüyor. Kamuoyuna yansıyan bilgi notunda ise farklı değerlendirmelerin yer aldığı iddia ediliyor. İki anlatım arasında bu kadar belirgin farklılık varken vatandaşın kafasının karışması kadar doğal ne olabilir?

Urfa’da yaşlıların sık söylediği bir söz vardır: “Sözün varsa belgen de olsun.” Kamu yönetiminde de esas olan budur. Çünkü makamlar, güven üzerine ayakta durur. Güven ise yalnızca yapılan açıklamalarla değil, ortaya konulan bilgi ve belgelerle sağlanır.

Eğer kamuoyuna yansıyan bilgi notu gerçek bir resmî belge ise, bunun hukuki süreç içerisinde açıklığa kavuşması gerekir. Eğer belge gerçeği yansıtmıyorsa, bunu ortaya koyacak olan da yine devletin ilgili kurumlarıdır. Hukuk devleti bunu gerektirir.

Ne yazık ki son yıllarda siyasetin en kolay savunmalarından biri, her eleştiriyi “algı operasyonu” olarak nitelendirmek oldu. Oysa kamu adına görev yapan bir belediye başkanı için en güçlü savunma, sloganlar değil; şeffaflıktır. Çünkü Urfa’da derler ki, “Temiz kazan ateşten korkmaz.” Eğer ortada yanlış anlaşılma varsa, bunu giderecek olan açık ve net bilgilendirmedir.

Bugün vatandaşın sorduğu soru son derece basittir: Kamuoyuna yansıyan bilgi notunda yer aldığı öne sürülen bilgiler doğru mudur, değil midir? Eğer doğru değilse, neden bugüne kadar ayrıntılı ve belgeli bir açıklama yapılmadı? Eğer doğruysa, hukuki süreç neden kamuoyuna şeffaf şekilde anlatılmıyor?

Bu soruları sormak ne suçtur ne de bir kişiyi peşinen mahkûm etmektir. Tam tersine, demokrasinin ve basının en temel görevidir. Çünkü seçilmişler eleştiriden muaf değildir. Makamlar hesap vermek için vardır.

Akçakale halkı, yıllardır hizmet kadar güven de bekliyor. Güven ise dedikoduyla değil, açıklıkla sağlanır. Bugün yaşanan tartışmanın merkezinde de tam olarak bu vardır. İnsanlar polemik değil, netlik istiyor.

Hiç kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilemez. Bu hukuk devletinin vazgeçilmez ilkesidir. Ancak hiç kimse de devlet kurumlarına ait olduğu öne sürülen belgeler karşısında yalnızca “algı” diyerek kamuoyunun haklı sorularını cevapsız bırakamaz.

Urfa’da son sözü büyükler söyler: “Eğri otur, doğru konuş.” Bugün ihtiyaç duyulan da tam olarak budur. Kimsenin siyasi kimliğine bakılmadan, belge ne diyorsa onun konuşması; iddiaların ise bağımsız yargı tarafından açıklığa kavuşturulmasıdır.

Çünkü mesele artık sadece Abdülhakim Ayhan meselesi değildir. Mesele, kamu yönetimine duyulan güven meselesidir. Devletin kayıtları ile yapılan siyasi açıklamalar arasında bir çelişki iddiası varsa, bunu ortadan kaldıracak olan tek merci hukuktur.

Ve Akçakale’nin bugün beklediği tek cevap şudur: Devletin tutanağı mı doğru, belediyenin açıklaması mı? Bu sorunun cevabını ne sosyal medya verebilir ne de siyasi tartışmalar. Cevabı verecek olan, şeffaflık, hukuk ve gerçeğin ta kendisidir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu