Gazeteciler Günü’nde Çay Sıcaktı, Sözler Daha Sıcaktı

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar’ın basın mensuplarıyla bir araya gelmesi, doğrusu biz gazeteciler için “Bugün de mi klavyeyle savaşa devam?” sorusuna verilen moral dolu bir cevap oldu.
Cumhuriyet Gastronomi Merkezinde gerçekleşen buluşmada çay sıcaktı, sohbet samimiydi, Başkan’ın sözleri ise bir hayli düşündürücüydü. Hatta itiraf edelim; uzun zamandır ilk kez bir programdan “Bu sözler yazıya dökülür” hissiyle ayrıldık.
Başkan Gülpınar, gazetecilerin gününü kutlarken basının toplum için taşıdığı öneme dikkat çekti. Şimdi bunu okuyan bazı meslektaşlarım “Biz bunu yıllardır söylüyoruz, yeni olan ne?” diye sorabilir. Haklılar. Ama mesele kimin söylediği. Bir yöneticinin, hem de açık açık “İşini düzgün yapan gazetecilerin yanındayız” demesi, yerel basın için azımsanacak bir durum değil. Çünkü biz bu şehirde çoğu zaman “Yanındayız” cümlesini genellikle kapı önünde duyarız.
Gazetecilik, dışarıdan bakıldığında çok havalı bir meslek gibi görünür. Mikrofon, kamera, flaşlar… Ama işin mutfağına girince tablo değişir. Gece yarısı gelen bir ihbar, sabahın köründe yapılan haber takibi, “Abi bu haberi biraz yumuşatsak mı?” telefonları ve ay sonu geldiğinde yumuşamayan faturalar… Buna rağmen hâlâ “doğru haber” demekten vazgeçmeyenler varsa, işte onlar bu şehrin gerçek gazetecileridir.
Son yıllarda bir de “sosyal medya gazeteciliği” diye bir kavram çıktı ki, evlere şenlik. Klavyesi olan herkes gazeteci, hesabı olan herkes köşe yazarı. Beğeni sayısı kadar haklı, paylaşım sayısı kadar doğru sanılan bir dönemden geçiyoruz. Hal böyle olunca, mesleğini namusuyla yapan gazeteci ile klavye kabadayısı aynı kefeye konuluyor. İşte Başkan Gülpınar’ın sözleri tam da burada anlam kazanıyor.
Gerçek gazetecilere sahip çıkılması gerektiğini söylemek, aslında “Şantajla, tehditle, algıyla bu şehir dizayn edilemez” demenin nazik bir yoludur. Bu şehirde kalemiyle ekmek kazanan, yazdığı her cümlenin altına imzasını gönül rahatlığıyla atan insanlar var. Onların ayakta kalması, sadece onların meselesi değil; Şanlıurfa’nın meselesidir.
Destek meselesine gelince… Evet, bu iş sadece “Basın bizim baş tacımızdır” demekle olmuyor. Abonelik, ilan, reklam gibi meşru destekler olmadan yerel basının ayakta kalması zor. “Reklam verirsek eleştirirler mi?” korkusuyla gerçek gazeteciden uzak durulursa, yarın eleştiri değil, iftira konuşur. O zaman da kimse memnun olmaz.
Başkan Gülpınar’ın, bugüne kadar Şanlıurfa’ya katkı sunan basın mensuplarına teşekkür etmesi de ayrıca önemlidir. Çünkü biz gazeteciler eleştirirken görünürüz ama çoğu zaman katkılarımız sessizdir. Şehrin sorunlarını yazarken düşman, güzelliklerini anlatırken “reklamcı” ilan ediliriz. Yani her hâlükârda bir etiketimiz vardır. Buna rağmen hâlâ yazıyorsak, sevdamızdandır.
Sonuç olarak, 10 Ocak’ta verilen mesajlar sadece bir günle sınırlı kalmazsa, işte o zaman gerçekten güleriz. Sosyal medyanın gürültüsünde kaybolmayan, şehrin çıkarını önceleyen, kalemini kimseye eğmeyen gazeteciler desteklenirse; bu şehir de rahat bir nefes alır.
Biz yine yazmaya devam ederiz. Kimi zaman kızarız, kimi zaman güleriz. Ama bir gerçek var: Gerçek gazetecilik yaşarsa, Şanlıurfa da yaşar.
E hadi şimdi çayları tazeleyelim… Çünkü yarın yine manşet var.

